Amerika’nın eğitim sisteminin zorlukları ve eşitsizlikleri karşısında, birçok eğitimci büyük olasılıkla kendini daha basit çözümler dilerken bulmuştur. Yakın zamanda, insanın karşısına hayatta bir kere çıkabilecek türden bir fırsat elde ederek Fin okul sistemi ve bunlardan edinebileceğimiz dersler ile ilgili daha çok şey öğrenebilmek için Amerikalı yedi eğitimciden oluşan bir grupla, Helsinki Finlandiya’daki Oppi Festivali’na katıldım.
Gezi sırasında, grubumuz bazı yenilikçi okullları ziyaret etme şansı buldu. Eğitimle ilgili bazı gizli kutsal sırları açığa çıkardığımızı söyleyemesem de daha önce hiç aklıma getirmediğim bazı şeyleri keşfettim: mutlu öğretim ve mutlu öğrenmenin önemi.
Gözlemlediğim öğretmenler ve öğrencilerin hepsi mutluydu. Öğrenciler aslında öğrenme deneyimlerinden oldukça keyif alıyor görünüyordu ve öğretmenler memnun ve saygındı.
Bu durum merak etmeme sebep oldu: “ Finlandiya’da okulları öğrenciler ve öğretmenler için böylesine keyifli bir deneyime dönüştüren neydi? Benim saptadığım 13 etmen var.
  1. Oyuna çok fazla önem verilmesiFinlandiya’da insanlar çocukların oyun, hayal gücü ve kendi kendilerine keşif vasıtasıyla öğrendiklerine inanıyorlar, bu yüzden öğretmenler çocukların sadece oyun oynamalarına izin vermekle kalmıyor, oyun oynamaları için onları teşvik de ediyor. Özellikle erken yaşlarda kişiliğin bütüncül gelişimi oldukça değer verilen bir şey. Lise çağında bile öğrencilerin öğrenci merkezinde langırt veya video oyunları oynadıklarını görebilirsiniz.
  2. Sonuçları öğrencilerin hayatlarında belirleyici olan standardize sınavların olmaması
    Fin okulları sınavlara hazırlanmak için ne kadar çok zaman ayrılırsa, serbest düşünme ve sorgulama için o kadar az zaman kalacağına inanıyorlar. Öğrencilerin mesuliyetleri sınıf düzeyinde öğretmenler tarafından ölçülüyor.
  3. Güven
    Bu belki de gözlemlediğim en büyük farktı. Fin hükümeti belediyelerine, belediyeler okul yöneticilerine, okul yöneticileri öğretmenlere, öğretmenler öğrencilere güveniyor ve buna karşılık anne-babalar ve aileler öğretmenlere güveniyor. Resmi bir öğretmen değerlendirme sistemi bulunmuyor. Öğretmenler, Amerika’daki doktorlara benzer şekilde, güven duyulan profesyoneller.
  4. Okullar birbiri ile rekabet etmiyor
    Bütün okulların iyi olması gerektiğine inandıklarından okul değerlendirmesi yapmıyorlar. Okulların rekabetçi olmayan yapısı da okul seçme programlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırmış oluyor.
  5. Olağanüstü derecede iyi, öğretmen hazırlık programları
    Finlandiya’da öğretmenlere bu kadar güven duyulmasının bir sebebi de öğretmen olmanın son derece titiz ve prestijli bir süreç olmasıdır. Eğitim fakültesine sadece en iyilerin en iyileri kabul ediliyor. Yüksek test sonuçlarına sahip olmanın yanı sıra, adaylar onların fazilet, tutku ve pedagojik bilgilerini soruşturan bir mülakatı da geçmek zorundalar. Üniversiteler öğretme mesleği için en uygun adayları bulmayı taahhüt ediyorlar. Programları araştırmaya dayalı ve öğretmenler yayımlanmış bir tezle birlikte master düzeyinde mezun oluyorlar.
  6. Kişisel zaman oldukça değerli
    Her 45 dakikada bir, öğrencilerin yasal olarak 15 dakika serbest zaman geçirme hakkı var. Finliler, öğrencilerin derse katılım ve öğrenme kapasitelerinin gevşeme ve yeniden odaklanma şansı bulduklarında en başarılı olduğuna inanıyorlar. Dolayısıyla, oyun oynama, konuşma veya hatta sessizce okuma ihtiyaçlarının kısa süre içinde karşılanacağını anlayan öğrenciler ders saatinde üretken bir şekilde çalışıyorlar. Sık sık dışarı çıkmak daha fazla fiziksel aktiviteyi de teşvik ediyor.
  7. Daha az aslında daha çok demekctq-faridi-foosballÖğrenciler yedi yaşına kadar okula başlamıyorlar. Ayrıca okul günleri de daha kısa. Çoğu ilkokul öğrencisi günde dört – beş saat okula gidiyor. Lise öğrencileri, üniversite öğrencilerine benzer şekilde, sadece kendileri için gerekli dersleri alıyorlar. Bu yüzden sabah 8’de İsveç dili dersi olan bir öğrencinin, diğer dersi saat 10’a kadar başlamayabiliyor.
  8. Yaşam kalitesine önem verilmesi
    Fin sistemi, mutlu öğretmenleri iyi öğretmenler olarak kabul ediyor ve aşırı çalışan öğretmenler listenin başında tuttukları bir şey değil. Öğretmenler hazırlıklarını evde yapıyor ve öğrenciye haftada sadece yaklaşık 20 saat kadar ders veriyor.
  9. Yarı-takipli öğrenme
    16 yaşından sonra, öğrenciler gymnasium adı verilen akademik tabanlı lise veya meslek okulunu seçerler. Bununla birlikte, her iki yol da Fin toplumunda oldukça çok saygı görür. Bizim ziyaret ettiğimiz meslek okulu, uygulamalı öğrenim altyapılarıyla çoğu Amerikan üniversitelerini geride bırakacak teknoloji harikası bir tesisti. Bu liselerin herhangi bir tipinden mezun olan öğrenciler üniversiteye gidebilir.
  10. Ulusal standartlar değerli
    Finlandiya, “Ortak Çekirdek Devlet Standartları”na benzeyen ulusal bir standart grubunu kullanıyor. Öğretmenler müfredat ve standartların nasıl uygulandığı üzerinde tam özerkliğe sahipler.
  11. Sınıfa kadar not verilmiyor
    Erken öğrenme çağındakilerin değerlendirilmesi, üstbiliş (kişinin kendi bilişsel süreçlerinin farkında olması ve bu süreçleri kontrol edebilmesi) ve öğrenmeyi öğrenmeye odaklanıyor.
  12. Etik, ilkokul sınıflarında öğretiliyorBirçok öğrenci etik eğitimini din dersi sırasında alırken, bir mezhebe veya dine bağlı olmayan öğrencilerin bile etik dersleri alması gerekiyor.
  13. İşbirliği yapma ve işbirlikçi çevre güçlü bir şekilde vurgulanıyor.
    Okulların altyapısı işbirliğini artırmaya yönelik tasarlanmış. Derslikler, çeşitli sınıflar ve sınıf seviyelerinden öğrencilerin birlikte çalıştığı ve öğretmenlerin ortak bir alanda etkileşebildiği kollara ayrılıyor. Lise öğrencilerinin kampüs içinde birlikte konforlu bir şekilde çalışabilmesi için her çeşit çalışma ortamları var ve öğrenciler, gözetim minimal olacak şekilde bina etrafında serbestçe dolaşıyorlar. Öğretmenler odası güneş ışığının geçmesine ve bitkilerin büyüyüp serpilmesine olanak veren “gerçek anlamda” bir seraydı. Masaj sandalyesi ve bilgisayar laboratuvarı olan öğretmenler birlikte çalışırken rahat ve konforlu hissediyor.
ctq-faridi-classFinlandiya’daki okullar hakkında belki de beni en çok etkileyen şey, tam gözlerimin önünde gerçekleşen amaca uygun hakiki öğrenmeydi. Örneğin, BM’nin suçluların iadesiyle ilgili duruşmalarını inceledikleri bir proje üzerinde çalışan bir grup lise son sınıf öğrencisiyle oturma fırsatı buldum. Hiçbir öğretmen bulunmadığı halde, sadece konu onlara önemli geldiği için proje ile meşguldüler.
Finlandiya’nın eğitim üzerine böylesine pozitif bir ışık tutmayı tam olarak nasıl başardığından (ya da bunun aynısının nasıl yapılacağından) hala emin olamazken, Amerikan eğitim sistemini geliştirmekle ilgili konuşmayı başlatacak tek bir araçla oradan ayrıldım. Finli bir okul müdürünün açıkladığı gibi, “Bir öğrenci zorluk yaşarsa, aklımıza gelmesi gereken soru, öğrencide ne sorun olduğu ya da öğretmende ne sorun olduğu değildir. Asıl soru, sistemde ne sorun olduğudur”.
Amerikan öğrenci ve öğretmenlerinin tümü için eğitim-öğretimi iyileştirecek kendi modellerimizi geliştirirken bunun kendimize sormamız gereken birçok sorunun başlangıcı olduğunu düşünüyorum.

Sophia Faridi, Chicago’da bulunan Baker Üniversite Hazırlık Okulu’nda 9. sınıflar İngilizce öğretmenidir. Temel eğitim konularıyla ilgili Amerikan Eğitim Bakanlığı’nın görüş bildirmesine yardım etmekte, Bill & Melinda Gates Vakfı, America Achieves ve Student Achievement Partners’ta akademisyen olarak görev yapmaktadır. Öğretimde Kalite Merkezi (CTQ) İşbirliği üyesidir.